İlişkide Güven Sorunu Nasıl Oluşur? Güven Yeniden İnşa Edilebilir mi?

Bir ilişkide güvenin varlığını çoğu zaman onu sorgulamadığımızda fark ederiz. Partnerimizin söylediklerine inanır, zorlandığımızda ona başvurabilir ve ilişkide kendimizi sürekli tetikte hissetmeden var olabiliriz.
Ancak bazı deneyimler bu duyguyu değiştirebilir. Verilen bir sözün tutulmaması, önemli bir konunun gizlenmesi, aldatma ya da kişinin duygusal olarak ihtiyaç duyduğu anlarda partnerine ulaşamaması, ilişkideki güven duygusunu zedeleyebilir.
Bazen güven kaybı belirgin bir olayın ardından ortaya çıkar. Bazen de küçük hayal kırıklıkları zaman içinde birikir ve kişi, ilişkinin eskisi kadar güvenli hissettirmediğini fark eder.
Güven zedelendiğinde yalnızca partnerin davranışlarına ilişkin düşünceler değişmez. Kişinin ilişkiyi nasıl değerlendirdiği, geleceğe dair beklentileri ve partnerinin söylediklerini nasıl yorumladığı da etkilenebilir.
Bu nedenle ilişkide güven sorunu, yalnızca bir davranışın doğru ya da yanlış olmasıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda kişinin partneriyle kurduğu ilişkinin ne kadar güvenilir ve öngörülebilir olduğunu nasıl deneyimlediğiyle ilgilidir.
İlişkide güven ne anlama gelir?
Güven, partnerin hiçbir zaman hata yapmayacağına veya ilişkinin hiçbir koşulda zarar görmeyeceğine inanmak değildir. Daha çok, kişinin partnerinin davranışlarını genel olarak güvenilir bulması ve ilişkide kendisini duygusal açıdan savunmasız bırakabildiğini hissetmesiyle ilişkilidir.
Bir ilişkide güven duygusu, partnerlerin birbirlerine karşı tutarlı davranmaları, birbirlerinin ihtiyaçlarını önemsemeleri ve yaşanan sorunları ele alış biçimleriyle gelişebilir.
Örneğin kişi, zor bir dönemden geçtiğinde partnerinin kendisini dinleyeceğini, bir konuda anlaşamadıklarında düşüncelerinin küçümsenmeyeceğini veya verdiği bir sözün önemsenmesini bekleyebilir.
Bu beklentilerin her zaman kusursuz biçimde karşılanması mümkün değildir. Her ilişkide yanlış anlaşılmalar, hayal kırıklıkları ve çatışmalar yaşanabilir. Ancak partnerlerin bu deneyimler karşısında nasıl davrandıkları, ilişkinin güven duygusunu etkileyebilir.
Gottman yaklaşımında güven, ilişkinin yalnızca sadakat boyutuyla sınırlı olmayan, partnerlerin birbirlerine yönelme ve birbirlerinin yanında olma deneyimleriyle de bağlantılı bir kavramdır.
Bu çerçevede güven, tek bir olaydan bağımsız olarak, ilişkinin günlük yaşamında oluşan etkileşimlerle birlikte değerlendirilir.
Güven kaybı ilişkide nasıl oluşur?
İlişkide güven kaybının ortaya çıkış biçimi her çiftte aynı değildir. Bazı durumlarda güveni zedeleyen belirgin bir olay bulunurken bazı durumlarda biriken deneyimler daha etkili olabilir.
Aldatma ve gizlilik
Aldatma, ilişkide güven duygusunu derinden etkileyebilen deneyimlerden biridir. Kişi yalnızca yaşanan olayı değil, geçmişteki konuşmaları ve partnerinin daha önce anlattıklarını da yeniden değerlendirmeye başlayabilir.
“Bunu ne zamandır biliyordu?”, “Bana başka neler anlatmadı?” veya “Geçmişte inandığım şeyler gerçekten doğru muydu?” gibi sorular ortaya çıkabilir.
Bu durumda güven kaybı, yaşanan olayın kendisiyle sınırlı kalmayabilir. Kişinin ilişki içinde gerçekliği nasıl değerlendirdiği ve partnerinin söylediklerine ne ölçüde inanabildiği de etkilenebilir.
Verilen sözlerin tekrar tekrar tutulmaması
Güven yalnızca büyük olaylarla zedelenmez. Partnerin sık sık verdiği sözleri tutmaması, önemli konularda sorumluluk almaması veya söyledikleriyle yaptıkları arasında sürekli bir fark bulunması da güven duygusunu etkileyebilir.
Tek bir sözün tutulmaması ile tekrarlayan tutarsızlıklar aynı şekilde değerlendirilmez. Özellikle benzer hayal kırıklıkları tekrarlandığında kişi, partnerinin gelecekteki davranışlarına ilişkin beklentilerini değiştirmeye başlayabilir.
Duygusal olarak yalnız bırakılmış hissetmek
Bazı kişiler için güven sorunu, sadakatle ilgili belirgin bir olaydan çok, ihtiyaç duydukları zamanlarda partnerlerinden karşılık alamamalarıyla ilişkilidir.
Kişi zorlandığında dinlenmediğini, duyguları küçümsendiğinde yanında kimsenin olmadığını veya önemli bir konuda destek beklediğinde yalnız kaldığını hissedebilir.
Bu deneyimler zaman içinde, partnerin duygusal açıdan ne kadar ulaşılabilir olduğu konusunda soru işaretleri oluşturabilir.
Çatışmaların güveni zedeleyecek biçimde yaşanması
İlişkilerde anlaşmazlık yaşanması kaçınılmaz olabilir. Ancak tartışmaların sürekli küçümseme, aşağılama, tehdit veya verilen sözlerin ihlaliyle ilerlemesi, partnerlerin birbirlerini nasıl algıladıklarını etkileyebilir.
Özellikle çatışma sonrasında yaşananların ele alınmaması ve benzer davranışların tekrarlanması, ilişkide güven duygusunun zayıflamasına katkıda bulunabilir.
Bu örnekler birbirinden bağımsız olmak zorunda değildir. Bazı ilişkilerde güven kaybı tek bir olayla başlarken, başka ilişkilerde uzun süredir devam eden etkileşimlerin birikimiyle belirginleşebilir.
Güven kaybı yaşandığında kişi neden sürekli şüphe duyar?
Güven zedelendiğinde kişi, daha önce önemsemediği ayrıntılara dikkat etmeye başlayabilir. Partnerinin söyledikleri, davranışları veya günlük rutinlerindeki değişiklikler daha fazla anlam taşıyabilir.
Örneğin daha önce sıradan görünen bir telefon görüşmesi, gecikme ya da plan değişikliği artık farklı yorumlanabilir.
Bu durum, kişinin yaşadığı güven kaybının ardından ilişkinin güvenilirliğini yeniden değerlendirmeye çalışmasıyla bağlantılı olabilir. Belirsizlik arttığında, kişi yeni bir hayal kırıklığını önceden fark edebilmek için çevresindeki işaretlere daha fazla odaklanabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Şüphe duymak, tek başına partnerin yeniden güvenilmez davrandığını kanıtlamaz. Güven kaybının ardından ortaya çıkan kaygılar ile mevcut ilişkide gerçekten devam eden tutarsızlıkları birbirinden ayırmak gerekir.
Bazı durumlarda kişinin kaygısı, geçmişte yaşadığı olayın etkisiyle devam edebilir. Bazı durumlarda ise ilişkide güveni zedeleyen davranışlar sürmektedir.
Bu iki durum dışarıdan benzer görünebilse de psikolojik açıdan aynı değildir.
Güven sorununun anlaşılabilmesi için hem kişinin yaşadığı deneyimi hem de ilişkinin mevcut koşullarını değerlendirmek önemlidir.
Gottman yaklaşımında güvenin yeri
Gottman yaklaşımında güven, ilişkinin temel bileşenlerinden biri olarak ele alınır. Partnerlerin birbirlerine ne ölçüde güvenebildikleri, yalnızca sadakatle değil, günlük etkileşimlerde birbirlerinin ihtiyaçlarını gözetmeleri ve ilişki bağını korumalarıyla da ilişkilidir.
Bu yaklaşımda partnerlerin birbirlerine yönelme biçimleri önemlidir. Bir kişi bir düşüncesini paylaştığında, bir konuda destek aradığında veya yakınlık kurmaya çalıştığında karşı taraftan nasıl bir karşılık aldığı, ilişkideki bağın niteliğini etkileyebilir.
Bu nedenle güven, yalnızca büyük vaatlerle veya önemli dönüm noktalarıyla oluşmaz. Günlük yaşamda tekrar eden etkileşimler de güvenilirlik algısının gelişmesinde rol oynar.
Güvenin zedelenmesi ise bu deneyimlerin değişmesine neden olabilir. Partnerin davranışları artık önceki anlamıyla değerlendirilmez; kişi ilişkinin geleceği hakkında daha fazla belirsizlik yaşayabilir.
Gottman yaklaşımında güven ve bağlılık, partnerlerin ilişkilerini nasıl sürdürdükleri ve birbirlerini ne ölçüde dikkate aldıklarıyla birlikte ele alınır. Bununla birlikte, güveni zedeleyen her durumun aynı şekilde değerlendirilmesi veya her çiftte aynı sonucun ortaya çıkması beklenmez.
Güven yeniden inşa edilebilir mi?
Güvenin yeniden oluşması, güveni zedeleyen olayın niteliğine, sonrasında yaşananlara ve ilişkinin mevcut koşullarına bağlıdır. Bu nedenle her ilişkide aynı şekilde ilerleyen veya belirli bir süre içinde tamamlanan bir süreçten söz etmek mümkün değildir.
Bazı çiftlerde güven kaybının ardından yaşananlar açıkça konuşulabilir ve ilişki zaman içinde yeniden şekillenebilir. Bazı durumlarda ise belirsizlik, devam eden tutarsızlıklar veya tarafların yaşanan olayı farklı değerlendirmeleri nedeniyle güvenin yeniden oluşması güçleşebilir.
Burada yalnızca güveni zedeleyen olayın kendisi değil, olaydan sonra ilişkide nelerin değiştiği de önem taşır.
Örneğin bir olayın ardından partnerlerin yaşananlar hakkında konuşabilmeleri, sorumlulukların nasıl ele alındığı ve davranışlarda zaman içinde tutarlılık bulunup bulunmadığı, ilişkinin geleceğine ilişkin değerlendirmeleri etkileyebilir.
Bununla birlikte güvenin yeniden oluşması, zarar gören kişinin yaşananları hemen geride bırakması veya ilişkiye devam etmek zorunda olması anlamına gelmez. Kişinin yaşadığı duygular, ilişkinin mevcut koşulları ve kendi sınırları da bu değerlendirmede önemlidir.
Bir ilişkide güvenin yeniden oluşabilmesi mümkün olsa da bu her durumda gerçekleşeceği anlamına gelmez.Güvenin yeniden kurulup kurulamayacağı, yaşanan deneyimin ve sonrasındaki ilişkinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Güven sorunu ile geçmiş deneyimlerin ilişkisi
Bazı kişiler için güven konusu yalnızca mevcut ilişkide yaşananlarla sınırlı kalmayabilir. Geçmiş ilişkilerde yaşanan aldatılma, terk edilme, verilen sözlerin tutulmaması veya duygusal olarak yalnız bırakılma deneyimleri, sonraki ilişkilerde güvenin nasıl değerlendirildiğini etkileyebilir.
Örneğin daha önce beklenmedik bir ihanet yaşamış bir kişi, yeni ilişkisinde benzer bir durumla karşılaşma ihtimaline karşı daha hassas olabilir. Partnerinin davranışlarını daha yakından takip edebilir veya belirsizlik yaşadığı durumlarda daha yoğun kaygı hissedebilir.
Ancak geçmişte güven sorunu yaşamış olmak, kişinin sonraki bütün ilişkilerinde mutlaka güvensizlik yaşayacağı anlamına gelmez. Geçmiş deneyimlerin etkisi kişiden kişiye değişebilir ve mevcut ilişkinin özellikleri de bu süreçte önem taşır.
Benzer şekilde, mevcut ilişkide yaşanan güven sorununun tamamını kişinin geçmiş deneyimleriyle açıklamak da doğru değildir. Partnerin güncel davranışları, ilişkinin dinamikleri ve yaşanan olaylar ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle güven sorununu anlamak, yalnızca kişinin neden şüphe duyduğuna odaklanmayı değil, bu şüphenin hangi deneyimler ve ilişki koşulları içinde ortaya çıktığını da ele almayı gerektirir.
Çift terapisinde güven sorunu nasıl ele alınır?
İlişkide güven sorunu yaşandığında partnerler, yaşanan olayın anlamı ve ilişkinin geleceği konusunda birbirinden farklı değerlendirmelere sahip olabilir.
Bir taraf için olay geride kalmış gibi görünürken diğer taraf için etkileri devam ediyor olabilir. Bir partner ilişkinin yeniden eski hâline dönmesini beklerken diğeri henüz kendisini güvende hissetmiyor olabilir.
Bu farklılıklar konuşulamadığında, güven kaybının kendisine ek olarak ilişkinin nasıl devam edeceği konusunda da çatışmalar ortaya çıkabilir.
Çift terapisinde güven sorunu; yaşanan olaylar, partnerlerin deneyimleri, ilişki içindeki iletişim biçimleri ve güveni etkileyen etkileşimler çerçevesinde ele alınabilir. Gottman yaklaşımı açısından ilişkinin arkadaşlık boyutu, çatışmaların nasıl yaşandığı ve partnerlerin birbirlerine karşı tutumları da değerlendirmede yer bulabilir.
Ancak güveni zedeleyen olayın niteliği ve ilişkinin mevcut koşulları önemlidir. Özellikle tehdit, şiddet, baskı veya zorlayıcı kontrol davranışlarının bulunduğu ilişkilerde yaşananları yalnızca iletişim sorunu olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu durumlarda güvenlik öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Sonuç
İlişkide güven sorunu, yalnızca partnerin bir davranışına duyulan tepkiyle sınırlı değildir. Güven kaybı, kişinin partnerini nasıl algıladığını, ilişkinin geleceğini nasıl değerlendirdiğini ve kendisini ilişkide ne ölçüde güvende hissettiğini etkileyebilir.
Güven bazen belirgin bir olayın ardından zedelenirken bazen de tekrarlayan hayal kırıklıklarıyla zaman içinde azalabilir. Yeniden oluşması ise yaşanan deneyime, ilişkinin mevcut koşullarına ve sonrasında ortaya çıkan değişimlere bağlıdır.
Bir ilişkide güvenin anlamı, yalnızca geçmişte ne yaşandığıyla değil, partnerlerin bugün birbirleriyle nasıl bir ilişki kurduklarıyla da bağlantılıdır.
Klinik Psikolog Melisa Arslan Özel | Suadiye, Bağdat Caddesi
İstanbul Kadıköy Suadiye’de bulunan Dr. Turan Çetin Psikiyatri Kliniği’nde Klinik Psikolog Melisa Arslan Özel, yetişkinlere yönelik yüz yüze ve çevrim içi psikoterapi hizmeti sunmaktadır.
Terapi sürecinde danışanın başvuru nedeni, yaşam öyküsü, mevcut ihtiyaçları ve yaşadığı güçlükler doğrultusunda kapsamlı bir klinik değerlendirme yapılmakta; terapi süreci kişiye özel olarak yapılandırılmaktadır.
Psikoterapi çalışmalarında EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), Gottman Çift Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), ve Çözüm Odaklı Terapi yaklaşımlarından yararlanılmaktadır.
Terapi sürecinde başta kaygı bozuklukları, depresyon, travma, ilişki sorunları ve duygu düzenleme güçlükleri olmak üzere farklı psikolojik güçlükler üzerine çalışılmaktadır.
Terapi süreci, kişinin yaşadığı sorunları yalnızca mevcut belirtiler üzerinden değil; yaşam öyküsü, düşünce ve duygu dünyası, ilişkileri ve ihtiyaçları ile birlikte ele alan bütüncül bir klinik bakış açısıyla yürütülmektedir.

