İlişkide Aynı Tartışmalar Neden Tekrar Tekrar Yaşanır?

Bazı çiftler benzer konular üzerine defalarca tartışır. Bir gün birlikte geçirilen zaman, başka bir gün ev içindeki sorumluluklar, ailelerle ilişkiler ya da para gündeme gelir. Tartışmanın konusu değişse bile konuşmanın nasıl başladığı, nasıl ilerlediği ve nasıl sonuçlandığı birbirine çok benzer.
Bir süre sonra çiftler, daha önce defalarca konuştukları bir meselenin yeniden gündeme gelmesiyle yorulabilir. “Bunu kaç kere konuştuk, neden hâlâ aynı noktadayız?” sorusu ortaya çıkar.
Ancak ilişkide aynı tartışmaların tekrarlanması, her zaman tarafların birbirini anlamak istemediği anlamına gelmez. Bazen çiftler, birbirlerini anlamaya çalışırken bile farkında olmadan aynı çatışma döngüsüne girerler.
Bu nedenle yalnızca tartışılan konuya değil, çiftlerin bu konu hakkında nasıl konuştuklarına ve birbirlerinin söylediklerini nasıl yorumladıklarına da bakmak gerekir.
Tartışmanın görünen konusu, asıl meselenin tamamı olmayabilir
Bir tartışma dışarıdan bakıldığında oldukça basit bir konuyla ilgili görünebilir. Örneğin partnerlerden biri birlikte daha fazla zaman geçirmek isterken diğeri işten sonra yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir.
İlk bakışta bu, zamanın nasıl geçirileceğiyle ilgili bir anlaşmazlıktır. Ancak tarafların bu duruma yüklediği anlamlar farklı olabilir.
Birlikte daha fazla zaman geçirmek isteyen kişi, partnerinin yalnız kalma isteğini kendisinden uzaklaşmak ya da ilişkiye yeterince önem vermemek şeklinde yorumlayabilir. Yalnız kalmaya ihtiyaç duyan kişi ise bu talebi, kendi ihtiyaçlarının anlaşılmadığı veya sürekli yetersiz bulunduğu şeklinde algılayabilir.
Böylece iki taraf da kendi ihtiyacını anlatmaya çalışırken diğerinin kendisini anlamadığını düşünebilir.
Bu noktada tartışma, yalnızca birlikte geçirilen zamanla ilgili olmaktan çıkar. Tarafların ilişkide neye ihtiyaç duydukları, birbirlerinin davranışlarına nasıl anlam verdikleri ve kendilerini ne ölçüde anlaşılmış hissettikleri de çatışmanın bir parçası hâline gelir.
Gottman yaklaşımına göre her sorun aynı şekilde ele alınmaz
John Gottman ve çalışma arkadaşlarının araştırmalarına dayanan yaklaşımda, çiftlerin yaşadığı sorunlar arasında önemli bir ayrım yapılır: çözülebilir sorunlar ve süreğen sorunlar.
Çözülebilir sorunlar, belirli bir durumla ilgili olup üzerinde anlaşmaya varılabilecek konuları içerebilir. Ev işlerinin paylaşılması, bir planın nasıl yapılacağı veya belirli bir harcamanın nasıl karşılanacağı bunlara örnek olabilir.
Süreğen sorunlar ise partnerlerin kişilik özellikleri, yaşam tarzları, değerleri veya ihtiyaçlarındaki kalıcı farklılıklarla ilişkili olabilir. Örneğin bir partnerin sosyal ortamlarda daha fazla zaman geçirmek istemesi, diğerinin daha sakin bir yaşamı tercih etmesi gibi.
Bu farklılıkların her zaman tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmayabilir. Dolayısıyla amaç, her anlaşmazlığı kesin bir çözüme ulaştırmak değil; farklılıklar hakkında konuşabilmek, birbirini anlamak ve ortak yaşamı sürdürebilecek yollar geliştirmektir.
Bununla birlikte, süreğen bir sorunun tekrar tekrar tartışılması tek başına ilişkinin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, çiftin bu konuyu ele alış biçimidir.
Partnerler aynı konuda farklı düşünseler bile birbirlerini dinleyebiliyor, karşılıklı etkilenmeye açık olabiliyor ve uzlaşabilecekleri alanları görebiliyorlarsa farklılıklarıyla daha yapıcı biçimde başa çıkabilirler.
Ancak konuşmalar her defasında aynı suçlamalara, savunmalara veya uzaklaşmalara dönüşüyorsa çiftler zamanla kendilerini bir çıkmazın içinde bulabilir.
Çiftler neden aynı çatışma döngüsüne girer?
Tekrarlayan tartışmalarda çoğu zaman yalnızca ne söylendiğine değil, bir davranışın ardından diğer partnerin nasıl karşılık verdiğine de bakmak gerekir.
Örneğin partnerlerden biri, yeterince ilgi görmediğini düşündüğü için şöyle diyebilir:
“Senin için hiçbir zaman öncelikli değilim.”
Diğer partner bu ifadeyi, ilişkiye yaptığı katkıların yok sayılması veya haksız yere suçlanması olarak algılayabilir ve kendini savunmaya başlayabilir:
“Bütün gün çalışıyorum, senin için yapmadığım şey mi var?”
İlk partner, ihtiyacının yine anlaşılmadığını düşünerek tepkisini artırabilir. Diğer partner ise konuşmanın giderek daha yorucu hâle geldiğini hissederek susabilir veya ortamdan uzaklaşabilir.
Bu durumda bir taraf daha fazla yakınlık kurmak için konuşmayı sürdürürken diğer taraf gerilimden uzaklaşmak için geri çekilebilir. Geri çekilme, ilk tarafın kendisini daha da yalnız hissetmesine; artan ısrar ise diğer tarafın daha fazla uzaklaşmasına neden olabilir.
Böylece iki partner de kendi tepkisinin bir nedeni olduğunu düşünürken, birbirlerinin tepkilerini güçlendiren bir döngünün içinde kalabilir.
Bu örnekte asıl mesele, kimin tartışmayı başlattığından çok, çiftin çatışma sırasında birbirlerine nasıl karşılık verdikleri ve bu karşılıkların ilişkiyi nasıl etkilediğidir.
Eleştiri, savunmacılık ve küçümseme tartışmaları nasıl etkiler?
Gottman yaklaşımında ilişkilerdeki çatışmaları zorlaştırabilen dört iletişim örüntüsü tanımlanır: eleştiri, savunmacılık, küçümseme ve duvar örme. Bunlar bazen Dört Atlı olarak da anılır.
Bu kavramları günlük iletişimde ayırt etmek önemlidir.
Eleştiri: Belirli bir davranışı ifade etmek yerine partnerin kişiliğine yönelik genelleyici yargılarda bulunmak. “Bu konuda anlaşmıştık ama yapmadın” demekle “Sen zaten sorumsuz birisin” demek aynı şey değildir.
Savunmacılık: Partnerin dile getirdiği sorunu anlamaya çalışmak yerine kendini haklı çıkarmaya, karşı suçlamada bulunmaya veya sorumluluğu tamamen diğer tarafa bırakmaya yönelmek.
Küçümseme: Partneri aşağılayan, onunla alay eden veya kendisini ondan üstün konumda gösteren söz ve davranışlarda bulunmak.
Duvar örme: Çatışma sırasında iletişimi kesmek, karşılık vermemek veya partnerle duygusal teması sürdürmekte zorlanmak.
Bu davranışların ortaya çıkması, her tartışmanın mutlaka bu dört örüntüyü içerdiği anlamına gelmez. Ancak bunlar çatışma sırasında sık ve yoğun biçimde yaşandığında, partnerlerin birbirlerini duymalarını ve sorun üzerinde birlikte çalışabilmelerini zorlaştırabilir.
Bir tartışmada amaç, bu davranışlardan hangisinin diğer partnerde bulunduğunu kanıtlamak olmamalıdır. Bunun yerine, her iki tarafın da kendi iletişim biçiminin çatışmaya nasıl katkıda bulunduğunu fark etmesi önemlidir.
Tartışmanın altında yatan ihtiyacı anlamak
Aynı tartışma tekrarlandığında yalnızca görünen soruna odaklanmak, çiftlerin birbirlerini daha iyi anlamalarını her zaman sağlamaz.
Örneğin ev işlerinin paylaşılması üzerine yaşanan bir anlaşmazlıkta bir partner, bütün sorumluluğun kendisine kaldığını düşünüyor olabilir. Diğeri ise yaptığı katkıların fark edilmediğini hissedebilir.
Bir taraf için mesele iş yükünün adil paylaşılmasıyken, diğer taraf için çabasının görülmesi önemli olabilir. Her iki ihtiyacın da konuşulabilmesi, tartışmanın farklı bir noktaya taşınmasına yardımcı olabilir.
Gottman yaklaşımında özellikle çözümsüz bir çıkmaza dönüşen süreğen sorunlarda, anlaşmazlığın altında yatan kişisel anlamları ve değerleri anlamaya çalışmak önemlidir.
Aynı tartışmaların tekrar etmesini önlemek için ne yapılabilir?
Tekrarlayan çatışmaları değiştirmek, her zaman aynı konuda bir kez daha konuşmaktan ibaret değildir. Çiftlerin konuşma biçimlerinde ve birbirlerine verdikleri karşılıklarda farklılık yaratmaları gerekebilir.
1. Konuyu suçlamadan ifade etmek
“Sen beni hiç dinlemiyorsun” demek yerine, belirli bir durumu ve kendi duygunu anlatmak daha yapıcı bir başlangıç sağlayabilir.
Örneğin: “Bir şey anlatırken telefonunla ilgilendiğinde kendimi geri planda kalmış hissediyorum. Konuşurken birbirimize daha fazla odaklanmamızı istiyorum.”
Gottman yaklaşımında konuşmaya daha yumuşak bir başlangıç yapmak, eleştiri ve savunmacılıkla başlayan çatışmaların önüne geçmeye yardımcı olabilecek becerilerden biridir.
2. Haklı çıkmaya değil, anlamaya odaklanmak
Çatışma sırasında kişinin kendi bakış açısını anlatması kadar, partnerinin deneyimini anlamaya çalışması da önemlidir. İki tarafın farklı düşünmesi, birinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez.
“Ben böyle düşünmüyorum ama senin için neden önemli olduğunu anlamak istiyorum” diyebilmek, konuşmanın yönünü değiştirebilir.
3. Her sorunun tamamen çözülemeyebileceğini kabul etmek
Bazı anlaşmazlıklar belirli bir karar alındığında çözülebilir. Bazıları ise partnerlerin farklı ihtiyaçları nedeniyle zaman zaman yeniden gündeme gelebilir.
Bu tür durumlarda hedef, aynı fikirde olmak zorunda kalmak değil; farklılıkları konuşabilmek, esneyebilecekleri alanları bulmak ve ortak kararlar geliştirmektir.
4. Tartışma sırasında onarım girişimlerini fark etmek
Çatışma sırasında gerilimi azaltmak, konuşmaya ara vermek veya partnerle yeniden bağlantı kurmaya çalışmak birer onarım girişimi olabilir.
Örneğin, “Birbirimizi yanlış anlamaya başladık, biraz yavaşlayalım” demek ya da “Seni suçlamak istemiyorum, ne hissettiğimi anlatmaya çalışıyorum” diye açıklık getirmek konuşmanın daha fazla tırmanmasını önleyebilir.
Bu girişimlerin yalnızca yapılması değil, karşı taraf tarafından fark edilmesi ve karşılık bulması da önemlidir.
5. Duygusal yoğunluk arttığında konuşmaya ara vermek
Bazı tartışmalarda öfke ve gerginlik o kadar artar ki taraflar birbirlerini dinlemekte ve sağlıklı değerlendirmeler yapmakta zorlanabilir. Böyle anlarda konuşmayı zorla sürdürmek yerine, sakinleşmek için ara vermek yararlı olabilir.
Burada önemli olan, ara vermenin cezalandırmak veya partneri belirsizlik içinde bırakmak için kullanılmamasıdır. Konuşmaya ne zaman dönüleceğinin belirlenmesi, iki tarafın da kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir.
Çift terapisi ne zaman yardımcı olabilir?
Aynı tartışmaların tekrar etmesi, partnerlerin ilişki içinde birbirlerini anlamaya çalışmadıkları anlamına gelmez. Bazen her iki taraf da ilişkiyi iyileştirmek ister; ancak çatışma sırasında alıştıkları tepkilerin dışına çıkmakta zorlanabilir.
Tartışmalar sürekli aynı noktaya dönüyorsa, konuşmalar giderek sertleşiyorsa veya partnerler zamanla birbirlerinden uzaklaştıklarını hissediyorlarsa çift terapisi bu örüntüleri anlamak için bir alan sunabilir.
Gottman yaklaşımı çerçevesinde çiftlerin çatışma biçimleri, arkadaşlık ve duygusal bağları, birbirlerinin ihtiyaçlarını anlama becerileri ve ortak bir ilişki yaşamı oluşturma biçimleri birlikte ele alınabilir.
Amaç, çiftlerin hiç tartışmamasını sağlamak değildir. Farklılıklarını daha yapıcı biçimde ele alabilmelerini, çatışma sırasında birbirleriyle bağlantıda kalabilmelerini ve tekrar eden sorunlarla başa çıkabilecek beceriler geliştirmelerini desteklemektir.
Bununla birlikte, ilişkide tehdit, şiddet, korkutma veya zorlayıcı kontrol davranışları varsa yaşananları yalnızca bir iletişim sorunu olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu durumlarda güvenliğin önceliklendirilmesi ve uygun profesyonel desteğin değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç
İlişkide aynı tartışmaların tekrar etmesi, yalnızca çözülemeyen bir soruna değil, partnerlerin bu sorunla nasıl başa çıktıklarına da işaret edebilir.
Bazı anlaşmazlıklar somut çözümlerle ele alınabilirken bazıları, iki kişinin farklı ihtiyaçlarını ve değerlerini anlamayı gerektirir. Her iki durumda da tartışmanın nasıl başladığı, tarafların birbirlerine nasıl karşılık verdiği ve gerilimden sonra nasıl yeniden bağlantı kurabildikleri önemlidir.
Bazen değişmesi gereken şey, tartışılan konu değil; çiftin o konu hakkında konuşma ve birbirini dinleme biçimidir.
Klinik Psikolog Melisa Arslan Özel | Suadiye, Bağdat Caddesi
İstanbul Kadıköy Suadiye’de bulunan Dr. Turan Çetin Psikiyatri Kliniği’nde Klinik Psikolog Melisa Arslan Özel, yetişkinlere yönelik yüz yüze ve çevrim içi psikoterapi hizmeti sunmaktadır.
Terapi sürecinde danışanın başvuru nedeni, yaşam öyküsü, mevcut ihtiyaçları ve yaşadığı güçlükler doğrultusunda kapsamlı bir klinik değerlendirme yapılmakta; terapi süreci kişiye özel olarak yapılandırılmaktadır.
Psikoterapi çalışmalarında EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), Gottman Çift Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), ve Çözüm Odaklı Terapi yaklaşımlarından yararlanılmaktadır.
Terapi sürecinde başta kaygı bozuklukları, depresyon, travma, ilişki sorunları ve duygu düzenleme güçlükleri olmak üzere farklı psikolojik güçlükler üzerine çalışılmaktadır.
Terapi süreci, kişinin yaşadığı sorunları yalnızca mevcut belirtiler üzerinden değil; yaşam öyküsü, düşünce ve duygu dünyası, ilişkileri ve ihtiyaçları ile birlikte ele alan bütüncül bir klinik bakış açısıyla yürütülmektedir.


